|
|
 |
|
Türk Halk Müziği
Horon Nedir? Tarihi Yapısı ve Özellikleri |
Lokman BAŞ | 16.06.2010 13:52:03 |
 Horonun
kökeni ve kelime anlamı :
Türkler,
tarihin akışı içinde Orta Asya'dan batı dünyasında doğru
akarken, hiç kuşkusuz sosyal kültürel özelliklerini de
birlikte götürmüşlerdir. Yoğun göç dalgaları ve tutulan
yeni ''yurtluklar-vatan''da karşılaşılan değişik ulus ve
halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır. 1071 öncesi ve
sonrasında
Anadolu'ya akmaya başlayan Türk-Budun-Boy ve Oymakları
çok kısa
bir zaman diliminde Anadolu'yu Türkleştirip,
İslamlaştırırlar.
Yalnız Türkler, Anadolu'nun ötesindeki Türk ellerinde
İslamiyet'i
her ne kadar benimsememişlerse de eski ''Gök dinleri'' ya
da ''şamanist''
inanımlarının kalıntılarını çağımıza dek
yaşatabilmişlerdir.
Bugün Anadolu'nun kırsal ve dağlık kesimlerinde, Orta
Asya'nın
kültürel özelliklerini şamanist
inanımlarını görmek mümkündür.
Oğuz
Türkleri 12. yy'dan itibaren sürekli ve yoğun bir şekilde
Karadeniz yöresini yurt tutmaya başlarlar. 200 yıl
içerisinde bu
olgu tamamlanır, tüm Karadeniz yörelerini fetheden ve
Türkleştiren
Oğuz Türklerinden olan ''ÇEPNİLER''ir. Çepniler, bu yöreyi
kıyı
çizgisine paralel olarak doğu-batı yönünde fethederken
Anadolu'nun
iç kesimlerinden de diğer Türk boy ve oymakları Erzincan,
Gümüşhane ve Harput dolaylarından sahile akmaya başlarlar.
1461
yılı başlarında iç kesimlerden gelen 100.000 Çepni Türk'ün
Giresun-Trabzon arasına yerleştirildiğini, yine Yavuz
Sultan
Selim'in Trabzon'da, Şehzadeliği sırasında İran'da Şah
İsmail'in
kılıcından kaçan Akkoyunlu Türkleri'ni de Rize-Trabzon
arasındaki
yörelere yerleştirildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz.
Yöreye
yapılan bu tarihi göç Doğu Karadeniz'in kısa bir zaman
içinde
Türkleşmesini sağlar.
Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı
olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok
engebeli,
sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde
baştan
başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır.
Bu
acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele
veren
insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da
böylece
oluşur.
Romanya'da düğünlerde oynanan halk danslarına ''Gagauz
Türkleri ''nce
''horon" denilmektedir. Yine eski bir Bulgar ve Peçenek
Türklerinde varolması dikkate şayandır. Öte yandan
Erzincan,
Malatya, Siirt ve Afyon'da birer yerin adı ''Horon''dur.
|
|
Yunan "xogos" veya "xogoş" kelimesi
ile büyük bir benzerlik gösteren horonun
nereden geldiği hakkında bazı fikirler ortaya atılmıştır.
Bunlardan birisi Yunanlıların Karadeniz'in doğu
sahillerine
yerleşmiş olması, bir diğeri ise; horonun kemençe gibi
Cenevizlilerden kalmasıdır. Gerçekten Fransa'da ''Carole''
adı
ile tanınmış bir oyun vardır ki bir halka oluşturularak
oynanırdı.
''Carole'' kelimesini Fransızca sözlükler bozuk Latince
''Carola'' olarak gösteriyorlardı. Ancak, bu kelimenin
diğer şekilleri
olan ''Harol ,
Horol''
kelimeleri ve
oyunun
kalabalık
oynanması
dikkate alınırsa, Fransız oyunu ile Doğu Karadeniz oyunu
(Horon) arasında şaşırtıcı bir benzerlik göstermektedir. O
halde Yunanca "xogos" nedir?
"Hogos"
-Hora, raks, dans Yunanca- Türkçe sözlükte;
1. Takım,
grup
2.
Bir kilisenin görevlilerinden oluşan kilise korosu
3. Kilise görevlilerinin
kilisede durdukları yer.
Şimdi
karşılaştırmaya geçelim:
a. "xogos" kelimesinde ''topluluk'' esas olarak
görülüyor. Bu
Karadeniz horonlarında da böyledir.
b. "xogos" kelimesinin üçüncü
maddesi
''kilise görevlilerinin kilisede durdukları. yer'' dir.
Kelimenin bu anlamı ile Carole kelimesinin ikinci anlamı
olan
''Halka şeklinde oynanan oyun'' arasında açıkça görülen
bir
ilişki vardır.
Mimari ve kuyumculukta daire teşkil eden birçok
şeye ve
18. yy'da kilisedeki koro dairesine Carole deniyordu.
Yukarıdaki
karşılaştırmalar gösterir ki, Horon, Carole ve "xogos" kelimeleri
arasında bir anlam birliği oluşturur.
Şimdi de bunlarla ilişkili olan diğer bir kelime
üstünde
duralım.
Xor (hor)
veya Kör -Destan söylenirken nakarat
xoroy
(horoy)-Sırayla durmak (Pekarski-Yakut sözlüğü)
Esas
vasıfları ''topluluk'' olan bu Yakutça kelimeler ile
Karadeniz
horonu, Fransız
''carole''sı ve Yunanca "xogos"
arasındaki anlam birliğini tespit ettikten sonra
yukarıdaki
araştırmalarımızı şöylece özetleyebiliriz:
Horon, Carole, "xogos" ,Hor, Kör,
Horoy kelimeleri birbirlerinden ayrı olmayıp, aynı Hor
kökünün
muhtelif şekilleridir.
Bu
açıklamalarla yöredeki ''horom'' ve ''horon''
kelimelerinin
kullanımı arasında benzerlik olduğu görülmektedir. Horom;
mısır
saplarının ve çayır (ot) 'ların 10-15 kucak bir araya
getirilerek dikey durumda yığılıp, tarlada bulunan ''KABAK
DEVEKLERİ'' ile üst kısımdan bağlanmasıdır. Başka bir
deyişle
daire (halka) şeklinde sıkıca bağlamaktır.
Yöre
oyunlarını oynarken bir arada toplanarak sıkıca elele
tutup
daire halinde horon kurmalarındaki şekil ve benzerlik
Horon ile
Horom sözcüğünün gerek mana gerekse kelime yapısı
bakımından
birbirini tamamlamaktadır. Horona başlarken ''Hayde
bir horom
kuralım'' sözü, bir
araya toplanıp, sıkıca birbirimize bağlanalım
demekten
başka bir şey değildir.
|
|
Horonların
Oynandığı Yerler
Ve Etkilendiği Unsurlar
Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, düğün, dernek, askere
uğurlama
ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır.
Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona
dönüşür.
Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası
''HORONDÜZÜ'' dür.
üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur
Karadeniz'de...
Horon Karadenizin soluk alışı, yürek atışı,
dalgalanışıdır.
Horon doğa ile insanın elele, kol kola şahlanışıdır.
İneğiyle, çadırıyla, çoluğu-çocuğuyla, silahıyla,
giysisiyle
dağlara çıkması, yol boyunca yol havalarının kemençe ve
davul-zurna eşliğinde çalınıp söylenmesi, horon oynaya
oynaya
yolların bitirilmesi ve yayla düzüne silah atarak, nara
atarak ve
tabi ki horon oynayarak (sallama ritminde) kollar halinde
girmeleri, halka içinde saatlerce horon oynamaları bahara
olan
özlemin coşkuya dönüşmesi, dile gelmesidir.
Karadeniz'e özgü horonun yapısında tarım kültürünün
varlığı apaçık
ortadadır. Horonda görülen öne eğilmeler ve kolların öne
uzatılıp
sallandırılması; tarlada kazma ile çapa yapılması gibidir.
Horoncuların el tutması ve hamle yapmaları ile belcilerin
''VOL
ATMA'' hamleleri aynıdır.
|
|
Karadeniz'de
yalnız başına iş yapmak çok zor olduğundan horon;
Karadenizlinin her işte elele verilmesini, birlikte
çalışmaya
duyduğu ihtiyacı anlatmasıdır.
Doğa yapısının
sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı
horon oyunlarında göze çarpar.
''Mısır Gumulları hep,
beraber bağlanır;
İşte, horoncular da, öyle
halkalanırlar...
Dizili horon ise, bel bellmek gibidir;
Tavaya
birer birer, hamsi dizilmesidir...
Omuz titretmeleri, hamsi can çekişmesi;
Çıkarılan
o sesler, rüzgarın ıslık sesi...
Hele o silkenmeler, ağaçlarda fırtına;
O çabukluk
benziyor, martı kanatlarına..
Dalgalar gider-gelir, bir kararda durmazya;
Horoncular
da öyle, uyar davul zurnaya...
Kemençe; horonun sevgi küpü, kaşığıdır;
Neş'eli zannederler, en
garip aşığıdır...
Horon; yağmur duası,
horon, çareye koşmak;
Zafer için zıplamak,,
yahut suyu okşamak...
Horon; tetikte
dumrak, kayık küreği çekmek;
Horonda alın teri,
horonda emek çekmek...
Horon bayram yapmaktır,
halk murada erince;
Canlanmayan
var mıdır, oynayanı görünce.
Bu
sevinç gösterisi, hem bolluk, hem bereket,
Dağ-bayır, iniş-çıkış, elbet
lazım hareket. ..
Horon deyince akla Akçaabat geliyor,
Bunu hem Türkiye ve hem de Dünya
biliyor. ..
Karadeniz horonu, horonların beyidir,
Karadenizli
korkmaz, eğlenceden bellidir...
Fişek, saat ve çizme seferberlik işidir,
Kalleşlik edenleri hesaba
çekişidir...
Horon, bir oyun değil, bir folklor kanunudur,
Oyna horoncu oyna,i horon, milli
konudur... ''
Horonlar
Üç Bölümden Oluşur
1. DÜZ
HORON BÖLÜMÜ: Horon oynanmaya başlarken ağır
tempoda
oynanır. Bundan ötürü
oyunun
bu bölümüne
''ağır horon bölümü'' de denir. Oyun halkası saat
ibresinin tersi yönünde döner. Söylenen türkülere ellerle
tempo tutulur. Müzik ne kadar yüksek tempolu çalınırsa,
oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim
arttıkça
vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar. Gelen komutla
''yenlik
yenlik'' ''alaşağı'' ya da ''ufak ufak'' diğer oyuncular
da
uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike
bölüme
de geçilir.
2. YENLİK
BÖLÜMÜ: Kollar
aşağıya iner, dizler kırık
ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. Kol
çıkarmalar
ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. Adımlar
geriye,
yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun
yapmış
olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz
horon bölümüne
oranla biraz daha hızlıdır. Komutçudan gelen ''alaşağa'',
''aloğlum'', ''kimola'', ''taktum'', ''yıkoğlum'' veya
''ıslık''
şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.
3.
SERT BÖLÜMÜ: Diğer bölümlere nazaran
hareketler daha
sert ve canlıdır. Omuz
sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. Oyunun
en gösterişli,
temposunun oldukça yüksek olduğu ve oyuncuların tüm
yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. Oyuna devam
edilecekse tekrar düz horon bölümüne geçilir.
|
|
Selim
Cihanoğlu-Trabzon'da oynanan horonlar
|
«« İçeriği Gizle
|
| Etiketler: horon nedir, tarihçesi nedir, horon türleri, nereden gelmiştir, kelimesinin türemesi, yöresi, karadenize gelişi |
Semah (Samah) Nedir? |
Lokman BAŞ | 16.06.2010 14:51:31 |
 Semahlar
|
I
Semahlar
Tasavvuf ehlinin, müzik aletleri de çalınarak söylenen
neşidelere
uyup vecde gel melerine, raks etmelerine, dönmelerine denir.
İslam
Ansiklopedisi’ne göre ise; aslında “sem” kökünden, “sam”
veya “sim”
gibi bir mastar olup, “işitmek, duymak, dinlemek, işitilen
söz, iyi
şöhret ve iyi anılma, şarkı dinleme” ve nihayet, “yarı dini
mahiyette çalgılı ve şarkılı ziyafet” gibi türlü manalara
gelmektedir.
|
Semahlar Anadolu
Halk
Kültürü’nün müzikal dehası olup, Alevi-Bektaşi
toplumunun yüksek
müzik zevkinin en bariz örneklerindendir. Kelime
anlamına bakarsak; Abdülbaki Gölpınarlı’nın Tasavvuftan
Dilimize
Gelen Deyimler ve Atasözleri” adlı kitabına göre sema;
(sima) 5
Arapça, “duymak”, “işitmek” anlamında bir sözdür. |
Bu çeşit manalar,
birkaçı hariç
diğerlerinin, kelimenin Eski Arapça’daki “şarkı söyleme”
veya “çalgı
çalma” manası ile yakından ilgili olduğu açıkça
görülmektedir.
İşitmek, duymak, dinlemek kökünden gelen Semah sözcüğü
“samah”, “zamah”,
“samak” gibi çeşitli şekillerde söylenmektedir.
Tamamıyla Alevi-Bektaşi topluluğuna ait olan semahlar, Doğu
Karadeniz’de en az olmak üzere bu topluluğun yaşadığı bütün
yörelerde mevcuttur. Ancak bugüne kadar derlenmiş eserler
itibarıyla, Sivas, Erzincan, Malatya, Urfa, Muğla (özellikle
Fethiye), Denizli ve Ege geneli ile Antalya’da yaygındır.
Semahlar, Alevi Toplumu’nun gizli dernek toplantılarıdır ve
dinsel
ibadetlerin yerine getirildiği özel günlerde yapılır. Hasat
mevsimi
gibi yılın belirli günlerinde de yapıldığı söylenmektedir.
Dini
özellikleri dolayısıyla, gelişigüzel zaman ve mekanlar da
oynanmaz.
İki, dört, altı, sekiz veya daha fazla kişiyle oynanan
oyunlar olup,
tek oynandığı görülmemiştir. Semahların karışık oynandığı
yerlerde,
kadınlarla erkekler arasında belli bir hısımlık, yakınlık
gözetilir.
Bazı yörelerde çok yakın komşuluk birlikte oynamak için
yeterlidir.
Bu tarz toplantılarda kadınla erkek arasında herhangi bir
erkeklik,
dişilik davranışı söz konusu olamaz, böyle davranan kişiler
çok
ayıplanır ve topluluğa bir daha kabul edilmezler.

Semahların oynandığı Cem Ayinleri’nin en büyük
özelliklerinden biri
müziğe ve oyuna gösterilen saygıdır. Bu toplantılarda semah
oynanırken oturulmaz, ayakta dinlenilip seyredilir. Bağlama
bazı
yörelerde kutsal sayılıp duvara, insan boyunun bir karış
üstüne
gelecek şekilde ve Kuran-ı Kerim’le yanyana asılır. Saz
çalınacağı
zaman, sazı çalacak olana veren kişi öpüp başına koyar, alan
kişi de
öpüp başına koymadan çalmaya başlamaz.
Semahlar karşılıklı durarak ve ayrık düzende (eller veya
kollardan
tutuşmadan), Cem Bezmi’nin ortasında açılan boşlukta,
dolaşarak
oynanır. Çerağ Mumları’nın yandığı “Çerağ Tahtı” denilen
yere
gelinince, yüzler o tarafa döner, eller hürmetle göğüste
birleştirilip boyun hafifçe eğilir. Bu mevkiye sırt
dönülmez, orası
kutsal bir köşedir. Semah Nefesi okunurken nefesin son
kıtasında,
şairin şah beyiti geldiğinde oyuncular oldukları yerde
hareketsiz
kalır, şairin adına hürmeten bu bölümde oynanmaz. Semahlar
yalnız
bağlama eşliğinde oynanır. Tunceli ve Ege semahlarında
kemane de
bağlamaya eşlik eder. Davul, zurna (yakın zamana kadar gizli
oynandığı için), hiç kullanılmaz. Bazı semahlarda sazlar bir
çeşit
pedal görevi yaparak, karar sesi civarında dola şan sabit
bir
melodiyi çalarlar. Hemen bütün semahlar da birbirine
benzeyen bu
ezgi, vokal bölümü de dahil olmak üzere, bütün eser boyu
devam eder.
Ton değişirse, sazlar da o tona uygun başka bir sabit
melodiye
geçerler. (Örn. Bir Kız ile Bir Gelin - Fethiye) Semahlar,
özellikle
ritmik yapıları bakımından, Türk Halk Müziği Repertuarı’nın
en
önemli eserlerini oluştururlar. Ana Usuller, (2,3,4 ve
üçerli
şekillerinden 12) ve Birleşik Usullerin(5,7, 8, 9)
tamamıyla, 10
zamanlı Karma usul, semahlar içinde mevcuttur.

Semahlar tek veya birkaç bölümlü olabilirler. Çok bölümlü
semahlarda
bölümler genellikle birbirinden farklı tonlardadır. İki
bölümlü
semahların ilk bölümleri “Ağırlama”, ikinci bölümleri ise
“Yeldirme”, “Yürütme”, “Pervane” veya “Pervaz” adlarını
alırlar.
(Örn. Ya Hızır Semahı - Arapkir). Eğer semah üç bölümlüyse,
ilk
bölüme “Ağırlama”, ikinci bölüme “ İki Ayak” veya “Yürütme”,
üçüncü
bölüme ise “Yeldirme” veya “Pervaz” denilir. (Örn. Yüce Dağ
Başında
Bir Koyun Meler -Fethiye). Dört bölümlü semahlar yine
“Ağırlama”yla
başlar, “ikileme”yle devam eder, “Yürütme”ye geçilip,
“Yeldirme” ile
son bulur. (Örn, Gine Dertli Dertli-Sivas)
En önemli ritmik özellikleri ise bazı semahlarda birkaç
değişik ritm
kullanılmasıdır. Ritmik değişiklikler çoğunlukla bölüm
geçişlerinde
olur ‘ki genellikle aynı anda’ ton da değişmektedir.
Tempoları
açısından gittikçe hızlanan bir sıra takip ederler. Bazı
semahlarda
ise, ağır-hızlı-ağır- hızlı düzeni görülür. (Örn. Bugün
Yasta Gördüm
- Urfa) Ancak bütün semahlar biterken ağırlaşırlar. Bazı
Arguvan
Semahları arasında temposu sabit olanlara rastlanmış tır.
Sonuç olarak semahların tanıtılabileceği en kısa özet bu
olabilir.
Müzik Analizi derslerinin en yoğun örneklerini teşkil eden
semahları, yaratanlara, derleyen ve notaya alanlara,
seslendirerek
tanınmalarına katkıda bulunanlara Halk Müziği camiası
minnettardır.
Gamze TÜFEKÇİ-İTÜ Türk Musikisi
Devlet
Konservatuarı Öğretim Görevlisi
Motif Dergisi 29. Sayı
|
|
II
SEMAHLAR HAKKINDA GENEL BİLGİ
Alevi dinsel oyunlarını halk, ''semah, samah, zamah'' gibi
yerel sözlerle adlandırır. Semah katı kurallara sokulmamıştır. Bu, onun
değişimini ve çok çeşitli dallara ayrılmasını sağlamıştır. Böylece
çeşitli semah türleri doğmuştur.
Semahlar kentlerde kadının baskı ve peçe altında tutulduğu dönemlerde
bile kadın erkek birlikte oynanır. Bu, doğa ile insanın zorunlu
uyumundan kaynaklanır. Semahlar kökende göçebe toplumun dinsel oyunudur.
Göçebe toplumlarda ise kadın erkek ayrımı yerleşiklerdeki gibi katı
kurallarla ayrılmaz. Doğa, kişiyi günlük yaşamın her kesiminde ve dinsel
törenlerde eşit kılar. Böylece semahlar kadın ve erkeklerin birlikte
oynadıkları oyun durumuna girer. Yalnız erkeklerce oynanan semah türü
neredeyse yok gibidir. Salt erkeklerce oynanan semah türüne Sivas,
Malatya, Tokat çevresinde oynanan "Ya Hızır" semahı örnek verilebilir.
Oysa bu semahın da kadın erkek karışık oynandığı olur. Yalnız
kadınlarca oynanan semahlar oldukça çoktur. Karışık yapılan semahlarda
kadın ve erkek sayısının birbirine yaklaşık olmasına çalışılır. ''Çark''
semahında olduğu gibi kimi semahların yalnız kadınlarca oynanması
kural haline gelmiştir.
Semahlarda yerel ayrılıklar çok görülür. Bunun kökeni de
göçebe toplum yaşam biçiminin devingenliğinden kaynaklanır.
Gerektiğinde kurallar yaşam biçimine göre düzenlenir. Ya da yeni
kurallar konur. Semahların başlangıcı, oynanışı ve bitiminde görülen
bölgesel ayrılıklar biraz da buradan kaynaklanır.
SEMAHTA KİŞİ
Semahların belli sayıda kişilerce oynanmasına özen gösterilir. Bektaşi
semahlarını anlatan kaynaklar, semahların 2-4-6-8-10-12 kişilik
öbeklerce yapıldığını bildirirler. M. Tevfik Oytan semahın başlangıcını
şöyle anlatır:
"İlk önce dört can semaha kalkar. Bu ilk semah açılış semahı olduğu
için mürşit ve cem erenlerinin tümü ayağa kalkarlar.'' Aynı sayılar
Vahit Lutfi Salcı, Bedri Noyan gibi yazarlarca da verilir.
Ancak Alevi semahlarının daha çok 3-5-7-9-12 kişilik
öbeklerce yapıldığı gözlenir. Gerçekten Aleviler arasında bu sayılara
çok önem verilir. Bu sayıların kutsallığına inanılır. Bu sayılar hayırlı
dualar durumunda olan gülkbenklerde de anılır. ''Üçler, beşler,
yediler, onlar,
ikiler'' den yardım ve şefaat dilenir. Son yıllarda semah
oyunlarını konu edinen incelemelerde semah oyuncularının sayılan olarak
bu sayılar gösterilir. Bizim halktan öğrendiğimiz sayılar da çok kez bu
sayıları doğrular durumdadır.
Bu durumda semahçıların sayısında bir değişiklik söz konusudur. Vahit
Lutfi Salcı, M. Tevfik Oytan. Bedri Noyan gibi Bektaşi tarikatının
içinden gelen kişilerin böyle bir konuda yanlış yapmış olmaları
düşünülemez. Büyük olasılıkla semahçı sayısındaki bu ayrılık. Alevi ve
Bektaşi semahlarından kaynaklanır. Bektaşilerin ve Alevlerin bir bölümü
birinci sayılarla. Aleviler ise ikinci sayılarla semah ederler.
Ayrıca on altı kişilik, kırk kişilik ve daha kalabalık toplulukların
yaptıkları semahlar vardır.
On altı kişilik semahın oynanış biçimi başkadır. Dörder kişi
karşılıklı dizilirler.
Çaprazlama oynarlar. Kırk kişilik semah ise Fethiye
Tahtacıları arasında kadir geceleri yapılır. Yeniden doğuşu canlandıran
kırklar olayının anısına dayanır. Ama bu semahın kapalı yerde yapılması
zordur. Nitekim çok kalabalık öbeklerce oynanan Yatır Semahları da
böyledir.
SEMAHTA EZGİ
Semahların ezgisi halk müziğinden
kaynaklanır ve türkülüdür. Türkü ile oyun iç içedir. Yörelere göre
ezgilerde, vuruşlarda ayrılıklar görülür. Semah ezgileri genellikle
5-7-9 aksak vuruşlu ya da çift vuruşlu havalardır. Ezgiler genellikle
bağlama ve keman ile çalınır. Vurmalı ve cafcaflı sazlar kullanılmaz.
Böylece oyunun kutsallık işlevi korunmuş olur;
Çepniler de cemde kesinlikle on iki çalgı bulunur. Bu on iki saz aynı
türden olabileceği gibi değişik türlerden de olabilir. Semahlar bu on
iki çalgı ile çalınır. Tahtacı cemlerinde ise en az iki, en çok on iki
çalgı bulundurmak töredir. Genelde Çepni cemleriyle Tahtacı cemleri
büyük benzerlik gösterir. Ezgi ve vuruşlarda yörelere göre ayrımlar
görülür. Sözgelimi Sıraçlar Köroğlu havası ile semahın yeldirme bölümünü
oynarlar.
SEMAHTA GİYSİ
Semah yapılırken semahçıların üzerindeki giysiler çok renkli ve
değişiktir. Daha doğrusu halkın günlük, bayramlık giysisidir. Belli bir
kalıp söz konusu değildir. Erkekler de bacılar da temiz giysileri ile
semah yapmaya özen gösterirler. Bu giysi bacı için üçetek giyildiği
dönemlerde üçetektir. Fistan giyildiği dönemlerde fistandır. Giysilerde
de eskiye bağlılık söz konusu değildir. Kurallarda biçime değil öze
önem verilir. Biçim özü bozmadığı sürece değişebilir.
Giysilerde yerel ayrılıklar görülür. Doğu illerinde baş açık semah
yapmak uygun bulunmaz. Bacıların başları zaten örtülüdür. Erler ise
şapka ile semaha kalkmazlar. Semah yapacak erler başlarına mendil, poşu
gibi bir şey bağlarlar.
SEMAHA KALKIŞ
Semaha kalkışta da kimi töreler söz konusudur. Bu töreler bölgelere
göre küçük ayrılıklar gösterir. Doğu illerinde semaha kalkmadan önce el,
ayak ve yüz yıkanır. Bu bir tür abdest işlevindedir. Kapalı yerlerde
yapılan semahlar yalınayak oynanır.
Cemde semahlar başlayacağı zaman semahçılar kendiliğinden semaha
çıkarlar. Herhangi bir üşengenlik, çekingenlik olursa belli kişiler
toplumun üstelemesi ile kalkarlar. Genelde semaha kalkmak bir onur
sayıldığından böyle üstelemelere karşı direnilmez.
Anadolu'nun çeşitli yerlerinde cemde ilk semah yapılacağında önce
semahçılar dedeye niyaz ederler. Bu nişanın çeşitli bölgelerde değişik
biçimlerde olduğu görülür.
Denizli'de er, bacının önünde niyaz eder. Bacı ise sağ elinin parmaklan
sol elinin parmakları üzerinde olarak niyaz edenin sırtına hafifçe
dokunur biçimde ona niyaz eder. Bu semah iki kişinin oynadığı bir
semahtır. er ayağa kalktığında saz yavaş yavaş ve tatlı kıpırdanışlarla
semahı başlatırlar. Kuşkusuz saz ve söz semaha eşlik eder. Bacı bir
elinin avucu ile öbür eline tempo tutar. Er kollarını yana açmıştır,
bileklerinden başlayarak uygun biçemde kollarını oynatır. Böylece de
tempoya uyar. Bunu eşit adımlarla sazın ve sözün vuruşlarına uygun
olarak semahçıların oyunu sürdürmeleri izler. Er ile bacı arasındaki
aralık sürekli korunur.
Erzincan-Maraş yöresinde semaha kalkan er semah başlamadan bacının
elinin içini öper. Ama bu törenin yaygın biçimi bacının erin sağ omzuna
niyaz etmesi biçimindedir. İç Anadolu'da Sivas'tan Toroslara değin geniş
alanda semahlara böyle başlanır.
Kimi bölgelerde semaha erbacı selamlaşması ile başlanır.
Antalya Alevilerinin bir bölümünde bacı, erin göğsüne bir şedde bağlar.
Elmalı'nın Tekke köyünde bu şedde bağlandıktan sonra bacı secdeye
varır.
Kimi bölgelerde ilk semah yapılacağı zaman dede ve tüm cem erenleri
topluca ayağa kalkarlar. Semahçılar gelip dedenin önünde niyaza
dururlar. Niyazdan sonra dede ve cem erenleri yerlerine otururlar. Dede
bir gülbenk okur. Semaha böylece başlanır. Bundan sonraki semahlarda
ayağa kalkılmaz.
SEMAHTA FİGÜR

Semahlar kökende değişik ve güzel figürlere dayanır. Figürlerin
zenginliği ve güzelliği semahların en üstün yanlarından biridir.
Kökende dinsel görünümde halk oyunu olmalarına karşın kimi ilkelerle
öbür halk oyunlarından ayrılırlar. Semahlarda bireyin bağımsızlığı ana
ilkedir. Hiçbir semah türünde hiçbir biçimde oyuncular arasında el ele
tutuşulmaz. Her semahçı kendi içinde bağımsızdır. semahlarda bağımsız
birimlerin bütüne uyumları söz konusudur.
Semahlar iki ana figüre dayanır. Bunların başında kuşun
uçuşunu
andıran kolların aynı anda kalkıp inişi figürü gelir.
İkincisi yürüyüş ve ayak figürüdür. Bunlar arasında da bir uyum vardır.
Semahlarda kol ve ayak figürleri dışında vücudun başka bölümlerinin
figürleri bulunmaz. Müziğin akışına göre bunlar ivedi ya da yavaş
biçimde uyumlu olarak hareket ettirilir. Bu, uzun bir vücut eğitimi
isteyen bir uğraştır. Öbür halk oyunlarında olduğu gibi semahlarda da
çocuklukta başlayan bir öğrenme olayı vardır. Kişi başlangıçta
izleyicidir. Belli bir yaşa değin semahları izler. Sonra ''gençler'',
"gönüller'' semahı denen semah türü ile oyunun içine girer. Bu,
alıştırma daha doğrusu çıraklık dönemidir. Kişi daha sonra oynayış
yeteneğine göre öbür semahlarda yerini alır.
SEMAH SÖZLERİ
Semahlar Türkçe sözlü deyişlerle oynanır. Bu deyişler gizemci halk
yazının ürünleridir. Hemen her dönemde Türkçe egemenliğini korumuştur.
Başta Hatayi olmak üzeri Pir Sultan Abdal, Kaygusuz, Nesimi gibi
ozanların deyişleri semah sözü olarak türküleşmiştir. Usta halk
ozanlarının dizelerinde Türkçe bir kuyumcu ustalığı ile işlenmiştir.
Coşkun ve içli bir şiir geleneği ortaya konmuştur. Sonra on1arıizleyen
birçok yerel ozan ortaya çıkmıştır.
Semah deyişlerinin bir bölümü doğrudan semah sözü olarak yazılmış
olmalıdır. Halk ozanlarının yaklaşık olarak tümü bağlama çalar. Bu
nedenle aşık sözü halk arasında "ozan, bağlama çalan ve türkü söyleyen"
gibi geniş anlam içerir. Halk ozanlarının büyük çoğunluğu bu üç yeteneği
birlikte taşımışlardır. Böylece kimi ozanların doğrudan semah sözü
yazmaları ve türküleştirmeleri doğaldır.
Dinsel özle beslenen türküler kimileyin belli kuralları, inançları
anlatır. Kimi kez ise sevgiyi dile getirir. Kökende sevgi ana konudur .
Öbür konular sevgi ekseni çevresine sanılmıştır. Böylece bu dizelerde
türkü yolu ile öğütler verilir. Birlik çağrıları yapılır. Sözler dinsel
de olsa, dindışı da olsa hep yaşama sevinci doludur, coşkuludur.
Semahlar yaşamı kucaklayan türkülerdir. Gerek içerikleri, gerek
müzikleriyle öbür türkülerden ayrılırlar. Başka bir bütünlük
oluştururlar.
Dinsel çarpıcı sözler çevresinde birleşilmiştir. Bu sözlerin ardında
yüzyılların acıları, başkaldırıları yatar. Nitekim dinsel tören olan
cemlerde söylenen tevhitler de aynı işlevdedir. "Tevhit" sözü birlik.
birleşme anlamındadır. Bunlar coşku yüklü çağırışlardır. Bütün içinde
semah ve tevhitler oyun ve türkü aracılığı ile bir olmayı, birliği
amaçlar. Kimi sözcüklerin müzik ve yinelemelerinden yararlanılır.
Semah sözlerinde de yörelere göre değişiklik vardır. Müzik ve
türkülerde de sürekli değişik gelirler. Çeşitli yörelerde yeni semah
sözleri doğar.
Yeni semahlar gelişir. Törenlerin yaşadığı sürece bu değişme
ve gelişmeler sürer. Bu durum yaşamın değişken olmasından kaynaklanır.
Çeşitli yörelerde semah sözlerinin değişik ezgilerle ve vuruşlarla
çalındıkları olur. Semah sözleri ile müzik birbirine uygunluk gösterir.
SEMAHIN ORTAMI
İlke olarak semahlar dinsel tören olan "cem" ya da "görgü,
görüm" de yapılır. Kutsal inanç bütünün bir birimidir. Salt oyun
işlevinde algılanmaz. Semaha kalkıştan oturuşa değin tüm kurallar
yörelere göre kimi ayrılıklar gösterse bile, belirlenmiştir. Bu
kurullar yerine getirilmeden semah dönülmez. Her işlem zincirin bir
halkasını oluşturur.
Semahların yapıldığı yerlerde etkin bir sıkıdüzen egemendir. tüm görgü
töreni boyunca olduğu gibi semahlar süresince de gürültü yapılmaz.
Ayrıca semahlar çalınıp söylenirken sigara kullanılmaz. bir şey yenip
içilmez. Diz üstü ya da bağdaş kurulup oturulur. Gürültü edenler, uygun
olmayan davranışta bulunanlara çeşitli cezalar verilir. Bu cezanın
biçimi dedenin ve toplumun kararına bağlıdır. Ceza olarak, toplum için
yiyecek, içecek gibi bir şey aldırılabilir. Kişi bir süre törenden
dışarı atılabilir. Ceza verme konusunda da yerel ayrılıklar vardır.
Doğuda suçlunun eline bir kova verilir, bir süre bir kıyıda bekletilir.
Sivas-Malatya yöresinde dara çekilir. Kişinin suçu ağır olduğunda asa
ile vurularak cezalandırıldığı olur.
Alevi dinsel törenleri "Görgü'', "Muhabbet cemi" ve ''Abdal Musa" olmak
üzere üçe ayrılır. Görgü cemi yıllık dinsel törendir. İnanca göre bir
yıl içinde yapılanların hesabı verilir. Muhabbet cemleri herhangi bir
fırsat nedeniyle bir araya gelindiğinde yapılan cemlerdir. Abdal Musa
ise görgülerin sonunda ya da görüm yapılmadığı yıllarda tüm toplumu
birlikte tutmak amacıyla bir akşam içine sığdırılan dinsel
törenlerdir.
Semahlar muhabbet cemlerinde cemin sonuna doğru yapılır. Muhabbet
toplantısının sonunda tüm er ve bacılar semaha kalkar. Birinci deste
okuyucuları mürşidin iki yanında, ikinci deste okuyucuları onların
karşısında, üçüncü deste okuyucuların tören odasının sağ ve sol yanında
yer alırlar. Birinci deste deyişin ezgisini okur. İkinciler bu ezgiyi
bir üçlü aşağı ve yarım ölçü sonradan başlama üzere çok sesli biçimde
yineleyerek izlerler. Parçanın sonundaki "la" sesinde birleşirler.
Birinci bölümün yinelenmesi ve ikinci bölümün okunması da bu biçimde
söylenerek sürdürülür. Bu okunuş sırasında yanlarda duran üçüncü
destedeki kişiler notadaki seslere ''Ya şah-ı Velayet'' diye tempo
tutarlar. Orada semah yapanlar da ezginin ve bağlamanın vuruşlarına
uygun biçimde ''Ya Şah.. Ya Şah'' diye çağrışırlar.
Görgü cemlerinde belli aralıklarla semah yapılır. Ancak bunlarda da
bir sıra izlenir. Önce tören başlar. Çerağ uyandırılır. Aşıklar
sazlarına sarılıp bir iki deyiş okurlar. İlk semah bundan sonra cemi
yöneten dede ya da babanın izni ile yapılır. Önce ağır ve yavaş
hareketli semah deyişleri ile başlanır.
Semahları cemden ayrı düşünmek ve incelemek yanlıştır. Gerek Aleviliğin
kutsal kitabı Buyruk'ta; gerekse halk arasında semah on iki hizmetten
biri olarak sayılır. Ancak zaman akışı içinde semahların oynandığı
ortamda da bir yumuşama olmuştur. Giderek dede katında yapılan
toplantılarda da oynanmaya başlanmış, bunu daha geniş eğlentilerde
oynanması izlemiştir. Katı kurallara girmeyen Alevi toplumu ''dinsel
ortam'' kuralında da direnmemiştir. Mutlu günlerde, eğlencelerde bir
banş şöleni gibi, barış sevinci içinde yapılır olmuştur. Topluluğu daha
canlı, daha neşeli tutabilme işlevini üstlenmiştir. Günümüzde
düğünlerde bile oynanmaktadır.
SEMAHTA DÜZEN
Semah oyununa önce yavaş hareketli semahla başlanır. Bu genelde
oyunların yaygın kuralıdır. Yavaş oyun, bir giriş bir ısındırma amacı
güder. Ardından ivedi hareketli bir bölüm gelir. Semahlarda da bu kural
geçerlidir. Semahlar genellikle ''ağırlama'' ve ''yeldirme'' bölümleri
olmak üzere iki bölümden oluşur. Doğal olarak ilk semah ağırlamadır.
Kişinin oyuna hazırlanması amacı güder. Söz ve ezgi bu ağırlamaya göre
seçilmiştir. Hareketler de bu düzene uygundur.
Ağırlama cemde ayak kesilmeksizin yapılan ilk semah olarak tanımlanır.
Ağırlamada erler kollarını sağa sola hareket ettirirler. Bacılar
kollarını omuz düzeyinden daha yukarıya kaldırmamak üzere aynı hareketi
yan tarafa doğru yaparlar. Söz ve ezgiye uygun olarak ayaklar ileri geri
atılır.
Semahlar konusunda yaptığım araştırmalarda genellikle Semahtan
bahsederken ''oyundur", ''oynanır'' gibi sözcüklerde karşılaştım.
Kendisinin kitabından faydalandığım Sayın Yazar Fuat Bozkurt'ta semahlar
konusunu anlatırken oyun, oynanır, semahçı gibi sözcükler kullanmıştır.
Bana göre aslında bu sözcükler yerine icra edilir, dönülür ve semazen
sözcüklerinin kullanılması daha uygundur.
Semahlar dinsel nitelikler taşıdıklarına göre diğer halk oyunlarından
ayrılmalıdırlar. Alevi toplumunda kesinlikle ''Semah oynama'' veya
"Semah oyunu'' gibi terimler kullanılmaz. "Semah dönme'' veya "dönülür"
gibi sözler kullanılır.
Semahların oyun mudur? değil midir? konusunda Sayın İbrahim ÖZER
(İbrahim Dede) şöyle düşünüyor:
İnsanlar maneviyatta ve tasavvuf ilmine göre basamaklarla, inanarak ve
inandıkları o güçle Allah'a varmayı düşünürler. Bunu şu şekilde tarif
edebiliriz.
1. Şeriat Kapısı 2 .Tarikat kapısı
3. Marifet Kapısı 4. Sırr-ı
Hakikat Kapısı Semah'ın tarifi şöyle
düşünülebilir. Şeriat kapısında yani birinci basamakta adı geçen semah
bir folklor oyunu olarak düşünülür ve her yörenin kendine has
figürleriyle icra edilir.
Tarikat kapısında, yani ikinci kapıda semah, gerek Alevilerde, gerek
Mevlevilerde, gerek Kadirilerde, gerek Nakşibendilerde yapılan ibadetin
bir nevi, bir bölümü olarak düşünülebilir. Aleviler bu semahı bağlama
eşliğinde yaparlar. Mevleviler bendir eşliğinde yaparlar, Kadiriler ve
Nakşibendiler davulbazlar eşliğinde yaparlar.
Üçüncü kapı ve üçüncü basamak olan marifet kapısında semah,
ilahi bir aşkın vermiş olduğu bir iksirdir. Bu aşk geldiğinde o insan
sokakta bile dönebilir. Ve hiç bir çalgıya ihtiyaç görmeksizin
demircinin demire vurmuş olduğu tempoyu dahi kendine bir müzik kabul
ederek o aşka ve meşke kendini kaptırır ve böylece 4. kapı olan Hakikat
kapısına yol bulduğuna inanarak kendisini tatmin etmiş olur.
Henüz birinci basamakta olan kişiler için semah bir oyun sayılabilir.
Çünkü burada kişi henüz çıraklık dönemindedir ve ibadet olayının içine
girmemiştir. Bir nevi acemilik dönemidir. Tarikat kapısına gelince semah
oyun olmaktan çıkar. Çünkü kişi Semahın ibadetin bir parçası olduğunu
anlamıştır ve bunu ibadet amacıyla yapmaktadır.
Sevim Coşkun-Sivas Semah ve Halaylarının
Karşılaştırılması
Alıntı: www.turkuler.com
|
«« İçeriği Gizle
|
| Etiketler: semah nedir, samah nedir, alevi kültürü, alevi-bektaşi kültürü |
Neşet Ertaş ile Ropörtaj |
Lokman BAŞ | 16.06.2010 15:39:30 |
 Alıntı: http://www.haberaktuel.com/neset-ertas,-devlet-sanatcisi-unvanini-reddetti-haberi-247900.htmlHalk ozanı Neşet Ertaş, Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı döneminde
kendisine verilmek istenen devlet sanatçısı unvanını, bütün sanatçıların
aynı zamanda devletin sanatçısı olduğu gerekçesiyle kabul etmediğini
söyledi. Yokluk içinde başlayıp sazı ve sözü sayesinde zirveye
çıkan bir hayat onunki. Köklerine bağlı ve ilkeli, yalnız ve duygusal
ama her şeyden önemlisi oldukça mütevazı bir hayat. Neşet Ertaş,
kimilerine göre sazın ve sözün üstadı, kimilerine göre yüzyıllardır
devam eden abdal geleneğinin en ünlü temsilcisi. Yazar Yaşar Kemal onu
''Bozkırın Tezenesi'' olarak tanımlarken, O ise bütün ününe ve imkanına
rağmen, hala kendisini ''garip'' olarak tanımlamaya devam ediyor. 72'nci
yaşına yeni girdiğini, ufak tefek problemleri dışında sağlığının iyi
olduğunu belirterek söze başlıyor büyük usta. Ardından da Türkiye
özleminin sona erdiğini Almanya'dan yurda kesin dönüş yaptığını,
çoğunlukla İzmir'de arada sırada da İstanbul'da kaldığını söylüyor. Eskiler
soruldukça, önce gözleri parıldıyor ardından da derinlere dalıp
anlatmaya başlıyor Ertaş: ''Yoksulluk içinde bir çocukluk
yaşadım. Ailemin geçimini babam, düğünlerde çalgıcılık yaparak sağlardı.
Ben de 5-6 yaşından itibaren onunla düğünlere gitmeye başladım. Okul
yüzü görmedim, düğünler benim okulumdu. Çünkü babam sazla ilgili evde
bir şey söylemezdi. Düğünlerde babamın tavrına hareketlerine dikkat
ederdim, onun saz çalma stilini çözmeye çalışırdım.'' Baba
mesleği olan düğün çalgıcılığını 14 yaşına kadar yaptığını, ilk plağını
ise 15 yaşında seslendirdiğini dile getiren Ertaş, babasının
duygularıyla yoğrulduğunu ve onun nakşının hala üzerinde olduğunu, sanat
hayatının geride kalan kısmına dönüp baktığında hiçbir pişmanlığının
bulunmadığını, dinleyicilerine türkünün her renginden verdiğini söyledi.
DUYGUNUN VERİLMESİNİ İSTİYOR
Yaklaşık
56 yıllık sanat hayatında eserlerinde adını ve soyadını hiç
kullanmadığını, kendisini hiç bir zaman ozan ya da aşık olarak da
nitelemediğini vurgulayan Ertaş, şöyle devam etti: ''Ayaklar
turabı gönüller hizmetçisiyiz biz. Zeki Müren'den bugüne kadar sanatçı
olup da benim türkülerimi söylemeyen kalmadı. Kimseye sen 'şunu da eksik
yaptın' demedim. Kendini bilen bilir, kendini bilmeyenin de ben
kusuruna bakmam. Bunun için bir şey söylemiyorum. Beni rahatsız eden tek
şey eserlerimin aynı duygularla söylenmemesi ve sözlerinin eksik
söylenmesi. Bir türkünün aslını dinlemek isteyen varsa ben buradayım
hala yaşıyorum. Benim türkülerimi herkes söyleyebilir. Tek şartım sözünü
tam söylesinler, sazını tam çalsınlar ve duygusunu hissetsinler. Bir
tek bunu istiyorum.'' ÖZEL KARARNAME HAZIRLATILDI Kendisine
gösterilen ilginin ve sevginin hiçbir zaman azalmadığını bunun
kendisini ayakta tutan en önemli güç olduğunu ifade eden Ertaş, ilginin
devlet sanatçısı unvanı teklif edilerek devlet nezdinde de
gösterildiğini bildirdi. 57. Hükümetin devlet bakanlarından
Ramazan Mirzaoğlu'nun kendisine devlet sanatçısı unvanı verilmesi için
özel bir kararname hazırlattığını belirterek, şöyle konuştu: ''O
dönem Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif
edildi. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet
sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim.
Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu.
Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım. Bir tek TBMM tarafından üstün
hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız
adına aldım.'' KİMSEYİ KÜSTÜRMEMEK İÇİN...
Sanatçıların
politik olabileceğini ama kendisinin hayatının hiçbir döneminde politik
olmadığını, tek görüşünün birlik, sevgi ve kardeşlik olduğunu ifade
eden Ertaş, şöyle devam etti: ''Ömrü hayatımda bir kez bile oy
kullanmadım. Gençlik zamanlarımda bir kez sandık başına gideyim dedim,
oy vermediğim tarafları karşıma alacağımı düşünerek yolun yarısından
geri döndüm. İnsan ayrımı yapamadığım için oy kullanmıyorum. Çünkü oy
verince insan ayrımı yapabileceğim düşüncesine kapılıyorum. Sağcının da
solcunun da davetine giderim. Bu Neşet Ertaş'ın tarzıdır. Çünkü nereye
gidersem gideyim ben kendi teklifimi söylerim. Zamanında siyasetle
ilgili çok teklifler geldi ama ben istemedim. Sayın cumhurbaşkanımızdan
özür diliyorum ama beni cumhurbaşkanı seçseler bile kabul etmem.'' SANAT
HAYATINDAKİ TEK SİTEMİ
Ertaş, sanat hayatı boyunca
hayranları sayesinde birçok mutluluğu tatma fırsatı bulduğunu, yapmak
istediği her şeyi yaptığını ama TRT'de program yapamadığını ifade
ederek, şunları söyledi: ''Ben ve benim gibilere TRT kapısını
tam olarak açmadığı için özel kanallardaki şov sanatçılarının yanında
programlara çıkmak zorunda kalıyoruz. Bizim vergilerimizle yayın yapan
TRT, benim gibi sanatçıları sadece bir programda konuk etmekle
kalmamalı, devamlı bir program vermeli. Sazı ve sözü dinlenir ozanlar o
programda dönüşümlü olarak yer alırsa, bu sayede sesleri yeni nesillere
direkt ulaşabilir. Bu nedenle TRT'den şikayetçiyim, hayatımda çok
isteyip de olmayan şey budur herhalde.''
«« İçeriği Gizle
|
| Etiketler: Neşet Ertaş ile ropörtaj, tek içimde kalan TRT'de program verilmemesiydi, devlet sanatçısı ünvanını reddedişi, ben halkın sanatçısıyım, ayrımcılık yapmamak için bir kere bile oy kullanmadım, herkes türkülerimi söyleyebilir ama eksik söylemesinler |
Türk Halk Müziği ve Türkü |
Lokman BAŞ | 16.06.2010 09:22:12 |
 TÜRKÜ(1): Kendine
özgü ve değişik ezgilerle söylenen türkü zamanla anonimleşen
bir nazım
biçimidir. Türküler ana dörtlüklerle, onu izleyen
nakaratlardan oluşur.
Türkülerdeki dörtlüklere Bent adı verilir. Nakaratlar, halk
dilinde bağlama ve kavuştak olarak adlandırılır. Türküler yukarıda
saydığımız nazım biçimlerinin
aksine hece vezninin her kalıbıyla söylenir. Yani hece
sayısı itibariyle bir
sınırlama olmaz. Mahmut Ragıp Gazimihal, ezgilere göre
usulsüz ve usullü türküler
olarak iki ayırım yapar. Usulsüz olanlar; divan, bozlak,
koşma, hoyrat ve
Çukurova'yı içine alan uzun havalardır. Usullü olan türküler
grubunda ise
genellikle oyun havaları yer alır ki bunlara Konya'da oturak
havası, Urfa'da kırık
hava adı
verilmektedir.
Türklerde işlenen konulara göre de sınıflama yapan
yazarlarımız vardır. Bu sınıflama şöyledir: Ninniler, Çocuk
Türküleri, Doğa
Türküleri, Aşk Türküleri, Kahramanlık ve Askerlik Türküleri,
Tören Türküleri,
İş Türküleri, Karşılıklı Türküler, Ölüm Türküleri, Oyun
Türküleri,
Tabiat ve Hayvan Türküleri, Zeybek ve Derebeyi Türküleri,
Cinayetler ve Acıklı
Olaylarla ilgili Türküler, Güldürücü Türküler, Yemek ve
yiyecekle ilgili
Türküler.
Yapılarına göre türküleri sınıflandıran yazarlar da
türkülerin bent
kavuştaklarını gözönünde bulundurmuşlardır. Bu tür sınıflama
şöyledir:
Bentleri dörtlükleriyle kurulan türküler, Bentleri
dörtlüklerle kurulan türküler,
Bentleri üçlüklerle kurulan türküler, Bentleri beyitlerle
kurulan türküler. TÜRKÜ(2):
Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk
şiirlerinin her çeşidini
göstermek için, en çok kullanılan ad "türkü"dür. Türkü
kelimesinin,
Türk adının sonuna, Arapça ilgi eki olan "i" ekinin
getirilmesiyle ortaya
çıktığı anlaşılır.Türki: Türkle ilgili, Türk'e özgü
anlamında kullanılır.
Kökü, XV. yy'da Horasan'a kadar dayanır. Türkünin belli bir
şekli yoktur. Bir
koşma, bir semai, bir destan ya da herhangi bir halk şiiri
türkü ezgisiyle
söylendiğinde türkü olur. Bu yüzden türkü tipinin en
belirgin özelliği
"melodisidir". Bunun dışında, türküyü diğer halk şiiri
türlerinden
ayıran bir özellik de her ezginin sonunda bulunan
kavuştaklardır (nakarat).
Kavuştaklar her ezgiden sonra tekrar edilen ikilik (ya da
daha çok) dizelerdir.
Türkülerin büyük çoğunluğu anonimdir ya da ağızdan ağıza
söylenirken
söyleyeni kaybolmuştur. Türküler bu şekilde halkın malı
olurlar. Türküler çoğu
kez, bir doğa olayı ya da bir kahramanlık karşısında doğar
ve yayılırlar.
Türküler, doğdukları bölgenin özelliklerini koruyamazlar.
Taşındıkları
bölgelerde kişilerin, yer adlarının, hatta konuların bile
değiştiği görüldüğü
için, nerde doğduklarını saptamak güçleşir. * Ezgilerine göre
- Usüllü (Oyun havaları)
- Usülsüz (Uzun Havalar)
* Yapılarına göre
- 5'li den 16'lı hece ölçüsüne kadar türküler vardır
- Kavuştaklı türküler * Konularına göre
- Ninniler
- Çocuk türküleri
- Doğa türküleri
- Aşk türküleri
- Kahramanlık türküleri
- Askerlik türküleri
- Tören türküleri
- İş türküleri
- Derebeyi, eşkiya, cinayet türküleri
- Ölüm türküleri (ağıt)
- Güldürücü türküler
- Karşılıklı türküler
- Oyun türküleri DUDAK DEĞMEZ (Leb Değmez):
Halk edebiyatımızda saz şairleri arasında atışmalar,
taşlamalar gibi
karşılaşmaların yapıldığını belirtmiştik. Bu
karşılaşmalardan birisi de
dudak değmez'dir. Bu türde aşıklar söyleyecekleri
dörtlüklerde dudak seslerinden
(b,f,m,p,v) harflerini kullanamazlar. Dudak değmez saz
şairleri arasında
karşılaşmalı yapıldığı gibi verilecek bir ayağa göre tek bir
saz şairi de kendi
başına Dudak değmez dalında hünerini gösterebilir. Bunun
için de iki dudak arasına
bir iğne konur. Yanılma halinde iğne dudağa batarak kan
çıkmasına yol
açacağında, hakemlik yapanlara karşı bir itiraza mahal
kalmaz. GÜZELLEME: Halk edebiyatımızda
saz şairleri güzelleme de,
söylerler. Genellikle geçimlerini sağlamak için köy köy
gezen ve her yerde saygı
gören ve konuk edilen saz şairleri, gördükleri ilgi ve ikram
karşısında gerek ev
veya kahvehane sahibine ve kendisini dinleyen topluluğa o
anda birer dörtlük
söyleyerek hoşamedide bulunurlar. Aynı kural saz şairlerinin
davet edildikleri
sünnet törenleri ile düğünlerde de uygulanır. Ayrıca doğa
güzelliklerini dile
getirmek, kadın, at, silah ve benzeri şeyler için de
güzellemelerin yazıldığı
görülmüştür. Konya Aşıklar Bayramı'nda her yıl sazlı
güzellemeler, ayrıca
sazsız, sözlü güzellemeler söylenmektedir. KOÇAKLAMA:Savaş ve
dövüşleri anlatan, mertlik ve yiğitlik duygularını işleyen
şiirlerdir.
Koçaklama dalında en güzel şiirleri Köroğlu yazmıştır. Alıntı: www.turkuler.com
«« İçeriği Gizle
|
| Etiketler: Türk Halk Müziği hakkında bilgi, türk halk müziği nedir, türkü nedir, ne demektir, leb değmez, |
Toplam 1 (4 de 4)
|
|